<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"><channel><title><![CDATA[luinlulu]]></title><description><![CDATA[duygulanım açıklamaları]]></description><link>https://luinlulu.com/</link><generator>Ghost 0.9</generator><lastBuildDate>Sat, 01 Nov 2025 02:39:18 GMT</lastBuildDate><atom:link href="https://luinlulu.com/rss/" rel="self" type="application/rss+xml"/><ttl>60</ttl><item><title><![CDATA[Yaptım]]></title><description><![CDATA[<p>Bugün öyle bir huzur var ki içimde, yeşil çayımı koydum, Sade açtım hem de keyifliyim diye hoparlörü de bağladım, kaliteli kaliteli dinliyorum. Kadının yumuşacık sesi, müziğin ritmi inanılmaz güzel hissettiriyor.</p>

<p>Neden böyle bir huzur var derseniz sanırım bir şeylerin yola girmiş olmasından kaynaklanıyor. Dışarıdan bakınca hala düzensiz diyebileceğim bir hayatım</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/yaptim/</link><guid isPermaLink="false">1f70d8d1-4951-4bc4-b956-80dde5676ccd</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Thu, 15 Mar 2018 08:42:45 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2018/03/clem-around-the-corner-351954-unsplash.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2018/03/clem-around-the-corner-351954-unsplash.jpg" alt="Yaptım"><p>Bugün öyle bir huzur var ki içimde, yeşil çayımı koydum, Sade açtım hem de keyifliyim diye hoparlörü de bağladım, kaliteli kaliteli dinliyorum. Kadının yumuşacık sesi, müziğin ritmi inanılmaz güzel hissettiriyor.</p>

<p>Neden böyle bir huzur var derseniz sanırım bir şeylerin yola girmiş olmasından kaynaklanıyor. Dışarıdan bakınca hala düzensiz diyebileceğim bir hayatım olmasına rağmen bilincim bambaşka kendinde. Bir şeyleri yapmam gerektiği için yapmaya çalışmıyorum artık. O şeylerin gerçekten iyi olacağına inandığım için kendi seçimimle yapıyorum, yapmaya çalışıyorum. Aslında artık eylemlerim “yapmaya çalışmak”tan çok “yapıyorum”la sonlanıyor. Belki de huzurun sebebi budur. </p>

<p>Bilmiyorum ki yaşla mı alakalı gerçekten? Otuz-bir yaşına girmek değiştiriyor mu bakış açımı, yoksa yeni yaşamaya başladığım ülke mi değiştiriyor? Her ne olduysa çok da iyi oldu. </p>

<p>Nasıl anlatsam size, biliyorum çoğunuz benim gibi “yapacağım çünkü yapmalıyım”la geçirirken günlerini, yapamadıkça ayrı bir yük, ayrı bir başarısızlıkla beraber ortalama olabilecek bir hayatı kötü bir yola sürüklüyor. Hepimiz oralardaydık, inanın ben sizden daha çok orada kaldım. Ya ne komik yazarken bile inanamıyorum, “kaldım” yani geçmiş zaman, artık orada olmadığımı görmek, tüm benliğimle hissetmek çok başka.</p>

<p>Hayatın huzur veren bir düzene oturması illaki olacak bir şey diyebilirim size, benim gibi geç kalabilirsiniz ve bunun getirdiği şaşkınlığı mutlulukla karşılayabilirsiniz. Daha doğru zamanlamayı başarabilenleri ayrıca tebrik ediyorum ama asla içlerindeki zibidiyi de uzaklara yollamamalarını tavsiye ediyorum.</p>

<p>*Sade – by your side çalıyordu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[time travel]]></title><description><![CDATA[<p>Size de oluyor mu bilmiyorum ama bazen; çok ama çok eskiden, kenardan köşeden bir şarkı çıkıp geliyor, elinizden, kalbinizden tutuyor ve sizi seneler öncesindeki kendinizle baş başa olduğunuz bir an’a götürüyor. Sanki ruhunuz o an’daki vücudunuza giriyor ve şimdinin bilgeliğiyle o zamanın çaresizliğini nötrlemeye başlıyorsunuz. Şimdiki güzel renkleriniz</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/time-travel/</link><guid isPermaLink="false">6f958185-7663-4e0f-8e88-05363c14e700</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Thu, 23 Nov 2017 22:06:47 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2017/11/da312c9bfbcb2a00a882b0d495c170de--rainy-night-rainy-days.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2017/11/da312c9bfbcb2a00a882b0d495c170de--rainy-night-rainy-days.jpg" alt="time travel"><p>Size de oluyor mu bilmiyorum ama bazen; çok ama çok eskiden, kenardan köşeden bir şarkı çıkıp geliyor, elinizden, kalbinizden tutuyor ve sizi seneler öncesindeki kendinizle baş başa olduğunuz bir an’a götürüyor. Sanki ruhunuz o an’daki vücudunuza giriyor ve şimdinin bilgeliğiyle o zamanın çaresizliğini nötrlemeye başlıyorsunuz. Şimdiki güzel renkleriniz o zamanın griliğini bozuyor..</p>

<p>Bozuyor diyorum çünkü; Nasıl anlatsam, şu anda gitmiş olduğum zamanı; şimdiki ben ile yaşadığımda -kelimelere dökemiyorum-, bu bir zaman yolculuğu gibi eşsiz, o an’ı tekrar yaşayabilme, tüm duygularıyla -iyi veya kötü- gözlerimi kapadığımda, üniversitedeki ilk odamda, gecenin geç saatleri, güzel temiz bir hava ve serin, balkon kapısı açık, bu şarkı çalıyor, biraz hayal kuruyorum, bir yandan birilerini düşünüyorum, bir şeyler umut ediyorum, olsa ne güzel olur diyorum, ama en güzeli hayatımın belki de en özgür, en kendi kendine, en güçlü kızı var orada, her şey onun elinde, biliyor ki hayalleri, hayal olarak kalmayacak, gerçekleştiğini görecek; sırf bu yüzden biraz da mutlu ama şarkının melankolisine bırakıyor kendini..</p>

<p>Soğuk biraz daha içeri işliyor ve evet bir yandan da kırmızı şarabı serin serin yudumluyor dağınık yatakta, yalnız ama korkmuyor, yalnız ama mutlu, kendini tanıyor ve en önemlisi kendini tanıdığı haliyle seviyor, galiba en güzel his bu geçmişteki o gecede, bir de temiz hava kokusu.. <br>
Şarkıyı tekrar başlatıyor, tekrar tekrar sıkılmadan eşlik ederek dinliyor..</p>

<p>*The Mars Volta – Televators çalıyordu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Dodge this!]]></title><description><![CDATA[<p>Hayatta bazen sıkı yönetimin başındaki yönetici uyuz adam/kadın olmak gerekiyor ya, hiç sevmiyorum ama onsuz da yapamıyorum.. Ne zaman ki bir stajyer tadında sadece gelip gideyim fotokopi çekeyim, çay doldurayım desem işler sarpa sarıyor.. İlla ki o uyuz yönetici kişisi ya şimdi ben gelirim ya da bir sonrakinde geleceğim</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/dodge-this/</link><guid isPermaLink="false">e191b608-6b8c-412a-83bc-a9e09f2af1d8</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Wed, 16 Aug 2017 15:38:58 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2017/08/Workaholic-hora-extra.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2017/08/Workaholic-hora-extra.jpg" alt="Dodge this!"><p>Hayatta bazen sıkı yönetimin başındaki yönetici uyuz adam/kadın olmak gerekiyor ya, hiç sevmiyorum ama onsuz da yapamıyorum.. Ne zaman ki bir stajyer tadında sadece gelip gideyim fotokopi çekeyim, çay doldurayım desem işler sarpa sarıyor.. İlla ki o uyuz yönetici kişisi ya şimdi ben gelirim ya da bir sonrakinde geleceğim bir hayat kalmaz, ya çıkacağız ya batacağız diyor, ortalığa ateş salıyor, sinir stres yaptırıyor, eller titriyor, kulaklar kızarıyor ve daha neler..</p>

<p>Şimdi benimki geldi, dün geldi, bazı bazı şeyler, evraklar dökümanlar birikmiş, uykum ile uyanışım arasındaki garip zaman diliminde, evet ben gelmeliyim dedi ben de “ evet sen gelmelisin ne dersen o dedim”.. Ama diyemiyorum ki uyku sersemi demişim, geri dönüşü olmaz mı? Bugünü yarı stajyer, yarı bir yıllık çalışan gibi geçirdim hayatımda.. Tam iş çıkışına yaklaşırken bak çalışıyorum, işte yapıyorum diyebilmek için iki üç ufak tefek işin ucuna dokundum..</p>

<p>Yönetici bedende ve ruhta olunca mı oluyor bilmem ama, azıcık gülümsedi.. Sempatiden mi yoksa; “sana daha neler neler edeceğim” şarkısını söylediğinden mi bilmem pek takılmadı.. Ben de korkudan buraya yazayım haberleyeyim istedim sizleri, oradaki az buz kişiyi..</p>

<p>Sizin yönetici ne zamanlarda geliyor? Hiç gitmedi mi? </p>

<ul>
<li>Mr. Carmack – Brazilian Blowjob çalıyordu.</li>
</ul>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[just curtains]]></title><description><![CDATA[<p>Hayatta sevdiklerimizin ve bizi sevenlerin olduğunu bilsek de, aslında hep yalnız olduğumuzu hissettiğimiz günler, zor geçen günler oluyor hep.</p>

<p>Evet; sevgilerini, sevdiklerini hissetmek çok güzel ama “şunu yapmalıyım”, “bunu yapmalıyım” larıma maalesef ulaşamıyorlar. Onların suçu değil tabii ki bu, bu doğanın düzeninin bir sonucu. Herkes kendi başına gününü sonlandırmalı, yapılması</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/just-curtains/</link><guid isPermaLink="false">b366faf3-8517-49dc-b2c1-c445207b6021</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Tue, 25 Apr 2017 15:26:14 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2017/04/peter-deneme.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2017/04/peter-deneme.jpg" alt="just curtains"><p>Hayatta sevdiklerimizin ve bizi sevenlerin olduğunu bilsek de, aslında hep yalnız olduğumuzu hissettiğimiz günler, zor geçen günler oluyor hep.</p>

<p>Evet; sevgilerini, sevdiklerini hissetmek çok güzel ama “şunu yapmalıyım”, “bunu yapmalıyım” larıma maalesef ulaşamıyorlar. Onların suçu değil tabii ki bu, bu doğanın düzeninin bir sonucu. Herkes kendi başına gününü sonlandırmalı, yapılması gerekenleri tamamlamalı.</p>

<p>“Yapacağım, yapabilirim” ler de maalesef yardıma koşmuyor çünkü ne demiş Elvis Presley “little less conversation, little more action please” </p>

<p>Günlerce ama günlerce yıkayacağım çamaşırları yerleştirdiğim makineyi çalıştırmayı planlayabilirim ama asla tuşa basamam anlıyor musunuz? Bu böyle bir kara kuyu. Yazarken bile çok saçma geliyor ama bu öyle bir şey ki; sanki tuşa basabilsem, bastığım parmağım kırılırmış gibi, giderken yerde takılıp yuvarlanırmışım gibi, çalıştırsam belki salona dönerken elektrik çarparmış gibi, bu böyle bir şey..</p>

<p>Bir de bu biriken ufak tefek işler ve güçler öyle oluyor ki sanki tonlarca kıyafetin ağırlığı gibi nereye gidersem gideyim benimle dolaşıyor. Hepsinin ne renk, ne desen, ne tür kumaştan yapıldığını, düğmesi mi var fermuarlı mı biliyorum ama asla bir tanesini de üzerimden çıkarıp yerine koyamıyorum. Her sabah üstüne bir yenisini giyiyor gibiyim, bu böyle de bir şey..</p>

<p>Sonra bir de bu nedir, ne yaşıyorum bir etiketi başlığı var mı diye kendi kendine uzayan konuşmalar var, bitmiyor onlar hiç.. Hepi topu 2 seçenek var; Depresyon mu? Anksiyete mi oldum? Yaa sadece hormonlardandır diyor geçiyorum. Ama ananeme kızdığım şeyi kendime yapıp, kendi kendimin doktoru oluyorum, sonuç; hangisi hala bilmiyorum, her gün kıyafetler artıyor. Bazen o kadar artıyor ki, sevdiğin birine sarılırken sanki sıcaklığını hissedemiyormuşsun gibi oluyor..</p>

<p>Her akıllı insan gibi, ilaç kullanmaya inanılmaz karşıyım. Kafamın içindeki ufak bir puzzle bu diyorum, elbet güneş perdelerin arasından girecek odaya, üstümdeki kıyafetler eriyecek ve filmlerdeki ikonik sahnelerdeki gibi pamuk gibi bulutların üstünden el sallayarak güleceğim bir elimde de lolipop olacak.. </p>

<p>*Wheatus – Teenage Dirtbag çalıyordu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[mış-miş gibi]]></title><description><![CDATA[<p>Bilmiyorum ki insanın hayatında hep olur mu öyle bir arkadaş? Yanlış zamanlarda yanlış yerlerde olup, bir araya gelmiş ve haliyle patlayarak kırılmış cam parçaları gibi birbirinden uzak yerlere gidip hayata karışmış olduğu..</p>

<p>Yaşanan zaman boyutları farklı olsa dahi bir koku, bir hece, bir melodi ya da renk sebebiyle aklına gelen,</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/mis-mis-gibi/</link><guid isPermaLink="false">5e0e499f-c9a1-4cd8-ac7c-48a8e09b2743</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Mon, 20 Feb 2017 19:54:49 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2017/02/agnieszka-lorek-dve-devushki.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2017/02/agnieszka-lorek-dve-devushki.jpg" alt="mış-miş gibi"><p>Bilmiyorum ki insanın hayatında hep olur mu öyle bir arkadaş? Yanlış zamanlarda yanlış yerlerde olup, bir araya gelmiş ve haliyle patlayarak kırılmış cam parçaları gibi birbirinden uzak yerlere gidip hayata karışmış olduğu..</p>

<p>Yaşanan zaman boyutları farklı olsa dahi bir koku, bir hece, bir melodi ya da renk sebebiyle aklına gelen, ama tek kelime etmeye gücü, yüzü, umudu olmayan kişi olarak kaldığım..</p>

<p>Bir kere de arayıp, çok özledim işte ama arayamadım desem diye umut ettiğim, görüp hissettiklerim ve hatırlattıklarını sadece rüyalarımda ona anlatarak tamamlayabildiğim..</p>

<p>Yazdıklarına, çizdiklerine bakıp “belki de bu benimdir”, sevse de sövse de orada bir yerlerde vücudunun bir parçasının ucunun ucunda da olsam oradayımdır belki dediğim..</p>

<p>Adresi hala aynı mı acaba, şu kalem ve defterlerden kesin onda da olmalı, ama zaten kesin onda olmuşlardır dediğim..</p>

<p>Hadi bugün bir şans gideyim kapısına, ufak bir kaktüsle sürpriz yapayım, konuşmayıp susalım beraber ya da kahkahalardan gözlerimize yaşlar dolsun diye hissettiğim..</p>

<p>Belki bir öğle yemeği vakti, hiç olmadı kahvesi hafif soğuyana kadar merhaba-merhaba muhabbeti edebilsem..</p>

<p>Utanmasam, çekinmesem yazsam ona bak bu yazıyı sana yazdım, hala unutmadım, unutamıyorum diyerek en sevdiğim star wars klişesiyle “you were the chosen one” diye son bulsam..</p>

<p>“ne bileyim işte, o kadar kısa zamanda, o kadar uzun zaman tanışıyormuş gibi, öyle bir dostluk ki; şu anda var olmasa da, var olsa şöyle olurdu böyle olurdu diyebiliyormuşum gibi..”</p>

<p>*Spandau Ballet – True çalıyordu. </p>

<p>**kesin bu şarkıyı bilsen çok severdin, belki de zaten seviyorsundur.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Oldboy]]></title><description><![CDATA[<p>Daha önceki bir yazımda da belirtmiştim, eski zamanlara ait bir şeyler izlemek, okumak ya da dinlemek beni duygusal bir mutluluğa oradan da çok fazla güvende hissettiriyordu.</p>

<p>Bugün de aynı şeylerin üzerinden geçerken, sevgilimin deyimiyle “kendi kendime konuşurken laf lafı açtı” ve buradayım.</p>

<p>Eskiye yönelik izlediğim görüntülerde insanlar o kadar mutluydular</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/oldboy/</link><guid isPermaLink="false">88b983d9-e6f1-4fc5-a4e9-f4e9cca37dfc</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Sun, 29 Jan 2017 20:59:49 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2017/01/mitchell-thanksgiving.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2017/01/mitchell-thanksgiving.jpg" alt="Oldboy"><p>Daha önceki bir yazımda da belirtmiştim, eski zamanlara ait bir şeyler izlemek, okumak ya da dinlemek beni duygusal bir mutluluğa oradan da çok fazla güvende hissettiriyordu.</p>

<p>Bugün de aynı şeylerin üzerinden geçerken, sevgilimin deyimiyle “kendi kendime konuşurken laf lafı açtı” ve buradayım.</p>

<p>Eskiye yönelik izlediğim görüntülerde insanlar o kadar mutluydular ki.. Az şeye sahip olunması, ya da sahip olunan şeylerin maddeselden çok manevi şeyler olması.. Nasıl desem; bir telefona sahip olmaktansa gitar çalabiliyor olmanın daha saygıdeğer olduğu zamanlar olması gibi.</p>

<p>Sosyal medyanın içerisinde ve takibinde oldukça nefret ettiğim bir tüketim toplumun içinde olmak beni mutsuz ediyor, sahip oldukça mutsuzlaşıyoruz hatta Chuck Palahnuik’in deyimiyle “ bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur” tümcesi git gide kitaptaki en güzel sözlerden biri olmak yerine gerçekleşmekte.</p>

<p>Eskiyi tekrar yad edecek olursak; evde ailelerle geçirilen yılbaşları, bayramlar ya da doğum günü kutlamaları ve hatta ailecek gidilen gazino zamanlarını bile şu anda yaşıyor olabilmek isterdim. Oralarda bulunmanın birçok değeri vardı, ve bunlardan en değerlisi “an’ı yaşıyor” olmalarıydı. Yaşanan duygular, sarılmalar, öpücükler ve neşeler tamamiyle gerçek, olması gerektiği gibi değil de olduğu gibiydi işte..</p>

<p>Şimdiye baktığımda kişilerin ailesinden uzaklaştığını, çocukların saygısızlaştığını, eski sevgi ve saygı değerlerinin yerini sosyal medyada yer alan ünlülerin yaptıklarının taklitleriyle değiştirildiği gri bir dünyaya dönüştüğünü hissediyorum. Ailelerinden uzaklaşan çocukların ve gençlerin hatta belki yaşıtlarımın bulmak istedikleri sevgi ve saygıyı, içi boş güncel taklitlerle- taktiklerle, hiç görüşmediği ve tanımadığı kişilerden almaya çalışması çok üzücü.. </p>

<p>Artık komşularımıza aynı asansöre bindiğimizde merhaba demiyor ama çok takipçisi olan bilmem kime “mention”larla bir şeyler söylemeye çalışıyoruz. Keşke teknolojinin bu kısmı gelişemeseydi, keşke dokunarak, gözlerinin içine bakarak duygular paylaşılmaya devam etseydi.</p>

<p>Aileden ve yakın çevreden uzaklaştıkça, insan sevilmenin ne demek olduğunu bilemiyor, sevilmiyor, hiç sevilmemiş oluyor.. Hiç sevilmemiş biri, dünyadaki bir çok kötülüğü yapabilecek birine dönüşebilir, ve çözüm gerçekten sevmek ve sevilmek.. </p>

<p>MAKE LOVE NOT WAR!</p>

<p>*Daft Punk – Lose yourself to dance çalıyordu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Falling]]></title><description><![CDATA[<p>Giderek istemesek de bencilleşiyoruz. Bencillik yaptığımızı o anda anlayamıyoruz belki ama sonradan farkettiğimizde belki de içimizden bir parça kopup dökülüyordur.</p>

<p>Sizi bilmem ama bana öyle oldu bugün, kilometrelerce kuracağı cümleleri olacak birini belki de ilk 100 metresinde durdurdum, belki de durmak istedi.. Gündelik konularımdan bahsettim, belki gülelim istedim, belki de</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/falling/</link><guid isPermaLink="false">a43430e4-f841-40ac-af9c-ebd5009c99fb</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Thu, 19 Jan 2017 19:41:53 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2017/01/flying.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2017/01/flying.jpg" alt="Falling"><p>Giderek istemesek de bencilleşiyoruz. Bencillik yaptığımızı o anda anlayamıyoruz belki ama sonradan farkettiğimizde belki de içimizden bir parça kopup dökülüyordur.</p>

<p>Sizi bilmem ama bana öyle oldu bugün, kilometrelerce kuracağı cümleleri olacak birini belki de ilk 100 metresinde durdurdum, belki de durmak istedi.. Gündelik konularımdan bahsettim, belki gülelim istedim, belki de kafasını dağıtmak.. Kendi kendime kaldığımda çok kızdım, belki daha çok kurmak istediği cümleleri vardı, belki de susmaları vardı bilemiyorum..</p>

<p>Sonra düşündüm, dikkat etmeye çalışan ben’in bile bu durumda kalmasıyla beraber gündelik ilişkilerimizi, sohbetlerimizi sorguladım. Karşımızdakinin ne dediğini ne kadar dinlemek istiyorduk, ya da kendimizle ilgili anıyı anlatmak için cümleler mi seçiyorduk içimizden, karşımızdakinin gözlerine bakarken dinliyor gibi ama konuşmaya hazırlanıyor gibi daha çok..</p>

<p>Biraz daha derin düşündüğümde de “günümüzdeki arkadaşlık”ların süpermarket alışverişlerine döndüğünü hissettim; biz belki son şanslı çocuklardandık, sokak oyunları oynadık, iletişim nedir, neden kurulur, nasıl hissettirir biliyoruz. Ha bazılarımız bilse de yeni trende uyarak, karşısındaki kişiyi önemser gibi gözükürken en çok önemsenmek isteyen ve hatta önemsenmeyi hakeden kendisiymiş gibi düşünüyor, çünkü bu daha kolay.. </p>

<p>Çünkü belki de; sevgilisi, ailesi ya da yakın bir dostunun yaşattıkları yüzünden yeni ve farklı birine asla güvenemiyor, kendini açamıyor ve kalabalık içinde en çok o yalnız kalıyor, sonra diyor ki; o anlatsın ama asıl benimkini duyması lazım, nasıl başlasam hikayeye diye düşünürken karşısındakinin son cümlesini ya onaylayan ya da onaylamayan kısa deyişinin ardından hikayesine başlıyor..</p>

<p>Biliyorum olumsuz bir bakış açısı ama yapanlar ve yapılanlar beni çok iyi anlayacaktır.. Bunu engellemenin tek yolu, bir şekilde birilerinin aslında iyi olabileceği gerçeğine savunmasız şekilde kendimizi bırakmak sanırım..</p>

<p>*Mark Eliyahu – Journey çalıyordu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[simple lifes/creative minds]]></title><description><![CDATA[<p>Minimalizmi tüm hayatımıza yayarken aslında objeler ve alışkanlıkların yanında “Declutter your life” dedikleri hem kabullenmesi zor gerçekleri kabullenip hem de hayatımızdan çıkması  gerekenlere (kişiler, işler, hayaller, çabaladıklarımız) karar vermek ve hepsinin ötesinde çıkış işlemlerini sonlandırmak sanırım en zoru.</p>

<p>Hayallerin arkasında herkesten çok duracak kişi benimdir. Ama bu hayallerin gerçekleştirilebilme olasılıkları</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/simple-lifes-creative-minds/</link><guid isPermaLink="false">95e1f164-856a-40c0-ab9b-c3157d5e4639</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Thu, 03 Nov 2016 11:18:56 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2016/11/Three-white-walls-front-Ripple-house-by-Kichi-Architectural-Design_dezeen_ss_15.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2016/11/Three-white-walls-front-Ripple-house-by-Kichi-Architectural-Design_dezeen_ss_15.jpg" alt="simple lifes/creative minds"><p>Minimalizmi tüm hayatımıza yayarken aslında objeler ve alışkanlıkların yanında “Declutter your life” dedikleri hem kabullenmesi zor gerçekleri kabullenip hem de hayatımızdan çıkması  gerekenlere (kişiler, işler, hayaller, çabaladıklarımız) karar vermek ve hepsinin ötesinde çıkış işlemlerini sonlandırmak sanırım en zoru.</p>

<p>Hayallerin arkasında herkesten çok duracak kişi benimdir. Ama bu hayallerin gerçekleştirilebilme olasılıkları ya da hayatın içindeki zaman çizelgesinde koyulduğu yerlerin daha önemli olduğuna inanıyorum. Maalesef hepsi aynı anda mükemmel bir şekilde gerçekleştirilemiyor. Bazen hayal edilen on şeyden birinin gerçekleşip diğerlerinin hala olmamış olması, olanın da başarısını ve mutluluğunu gölgeliyor. Evet hayalleri sıraya dizmek mümkün değil ama belki küçükten büyüğe doğru bir merdiven gibi düşünsek belki bir başarı aslında diğerlerinin alevini güçlendirir kim bilir.</p>

<p>Şu andaki yaşamımızda; "var olan biz" ve "var olmasını çok ama çok istediğimiz biz"le birlikte yaşıyoruz. Planlarımız isteklerimiz hep ikinci kişi için, ama kapasitemiz ise birinci kişi olan biz. Bu çatışma ancak ve ancak bizi üzmekten, yeri geldiğinde depresyona sokmaktan geri kalmıyor. </p>

<p>Hepsini başarmaya çalışmak sürecinde yorgun düşmektense; birkaç başarının hem vücudumuza hem de zihnimize yaşatacağı hazlara izin vermeli.</p>

<p>“Declutter your life” ın bana hissettirdiği bundan ibaret; zihnimizin ve kalbimizin bembeyaz duvarlar gibi huzur vermesi, yaratıcılığı kışkırtması, işlenebilir olması.. </p>

<p>*Tabii ki bunun yanında; TV, internet alışkanlıklarını düzenleme, her gün 100 mail gelen bir email kutusundan uzaklaşma, telefondaki gereksiz uyarıldan kurtulma şeklide çeşitlendirilebilir. </p>

<p>**The XXYYXX – Set it off çalıyordu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Popülarite]]></title><description><![CDATA[<p>Keşke yaşadığım yerde insanlar birbirlerini kötü manada yargılamasalardı, farklılıklar dalga geçilecek şeyler olmasaydı ya da. </p>

<p>İçinde bulunduğum kültürün farklı olan insanı güzele güzel derken – ki güzel deme şekilleri de değişti artık saldırı şeklinde ya da kişiyi rahatsız edecek şekilde iletilmesi diyelim- çirkinle alay edilmesi. Burada “çirkin”i kendi anlamında kullanmıyorum,</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/popularite/</link><guid isPermaLink="false">5af96373-b0d1-4b46-ba54-a524a021f2de</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Fri, 14 Oct 2016 16:00:20 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2016/10/bifulco_05.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2016/10/bifulco_05.jpg" alt="Popülarite"><p>Keşke yaşadığım yerde insanlar birbirlerini kötü manada yargılamasalardı, farklılıklar dalga geçilecek şeyler olmasaydı ya da. </p>

<p>İçinde bulunduğum kültürün farklı olan insanı güzele güzel derken – ki güzel deme şekilleri de değişti artık saldırı şeklinde ya da kişiyi rahatsız edecek şekilde iletilmesi diyelim- çirkinle alay edilmesi. Burada “çirkin”i kendi anlamında kullanmıyorum, farklı olanla -burada hem genel anlamda farklı hem de kendinden farklı olarak geçiyor- dalga geçilmesi ağır laflar işitmesi ya da yaptığı güzel bir işle ilgili paylaşımının altında dış görüntüsü ya da duruşuyla dalga geçilmesine artık dayanamıyorum.</p>

<p>Üniversite okuyan binlerce kişiden belki de 100 ü mu doğru karakterlidir? Ya da doğru karakterli olabilecek kadar dış dünyaya kabuklarını sertleştirmiş midir bilmiyorum. Ama sürekli gördüğüm duyduğum ve inanamadığım şey iyinin kötünün birbirini kırıcı şekilde ya da geri dönülemez şekilde eleştiriyor ve kaba tavırlar sergiliyor oluşu.</p>

<p>Çok üzülüyorum çünkü; artık sadece popüler etiketler var hayatımızda, okuyanın kullandığı, eğitimsizin kullandığı etiketler, bilen bildiğiyle aşağılama çabasında, bilmeyen de kaba tavırlarla savuşturuyor ama illa ki bir etiketi oluyor elinde. Popüler etiketleri kullananlar birlik oluyor, daha büyük harflerle kişilerin üstüne yapıştırıyorlar etiketlerini, bir çoğu alkış tutuyor bu renkli etiketlere, etikete karşıt kişiler de çok farklıymış gibi başka etiketlerle kötülüyor durumu.</p>

<p>Kimse durup düşünmüyor; bana yapılanı ben de aslında ona yapıyorum, bize ne yaptılar da böyle olduk, neden düşman olduk, neden uşak olduk, neden bazı işlerde kullanılan plastikler olduk? Düşünebilen de düşünmüyor, bıkmış belki ama yeni etiketler ancak yeni nefretlere, yeni kutuplara sebep oluyor. Aslında karşısında olduğu kişiyi anlayabilecek kabiliyeti olan kişi de düşünmek istemiyor, bilmiyor mu canı mı istemiyor anlamıyorum ama durumları farkedebiliyorken neden aynısını yapıyor, neden karşısındakinin anlayabileceği konumlara inmiyor da bir etiket yapıştırıp geçiyor?</p>

<p>Çözüm olarak düşündüğüm tek şeyse;, durup bir düşünsek nelere gülüyoruz, nelere sinirlenip, yazıp çiziyoruz hangi klişe kelimeleri kimlere yapıştırıyoruz ve bu doğru mu?</p>

<p>*Coolio – Gangster’s Paradise çalıyordu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Yatak Odası]]></title><description><![CDATA[<p>Ne varsa yeşil çayda vardı. Sihirli bir iksir gibi ilk yudumundan itibaren hayat veriyordu zihnime, bedenime. Renkler canlılaşıyor, düşüncelerin kara bulutları gözlerimin gökyüzünü boşaltıyor, saf umut geriye kalıyordu. Olabileceklere, olabileceklerime son bir adım daha yakınmışım, ya da ilk adımı atıyormuşum, o gün bugünmüş gibi işte.. <br>
Belki de tüm ilaç yan</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/yatak-odasi/</link><guid isPermaLink="false">f684e187-0681-40da-8e66-ef809ebec60f</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Fri, 23 Sep 2016 12:13:01 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2016/09/decor-zone-interior-interior-design-home-decor-decorating-throughout-cozy-bohemian-bedroom-regarding-residence.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2016/09/decor-zone-interior-interior-design-home-decor-decorating-throughout-cozy-bohemian-bedroom-regarding-residence.jpg" alt="Yatak Odası"><p>Ne varsa yeşil çayda vardı. Sihirli bir iksir gibi ilk yudumundan itibaren hayat veriyordu zihnime, bedenime. Renkler canlılaşıyor, düşüncelerin kara bulutları gözlerimin gökyüzünü boşaltıyor, saf umut geriye kalıyordu. Olabileceklere, olabileceklerime son bir adım daha yakınmışım, ya da ilk adımı atıyormuşum, o gün bugünmüş gibi işte.. <br>
Belki de tüm ilaç yan etkilerinin son bulduğunun habercisiydi bu saf umut, artık başlayacak güçte zihin ve bedeni sağlamıştım kendime. <br>
Sabah ritüeli mi demiştik, günlük serüvenler mi hepsi şuracıkta, ufak yatak odamın serin, hafif karanlık gölgesindeydi. Burası çok iyi olurdu, burası beni en mutlu eden yerdi evde, hele ki şimdiler de sonbaharın özlediğim serinliği, sakinliği hatta küskünlüğü ve yalnızlığı.. Hepsini özlemiştim. Ve hepsi bu küçücük odada şımartıyordu beni ve elimden tutuyordu ilk adımlarım için..</p>

<p>*Mercan Dede - Hininga çalıyordu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[aisle]]></title><description><![CDATA[<p>Kitaplar koridorundaki kitaplardan biri benim hayatım.. <br>
Bu kitapta kaç bölüm olacak? Kaç ana bölüme ayırabilirim? Giriş gelişme sonuç şeklinde düz bir yazı mı? Chuck Palahniuk’unkiler gibi sonu sürprizli mi? Bilemiyorum. Belki karakterler sonunda bambaşka yerlerden birbirine bağlanacaktır.. <br>
Hala yazılıyor olması, hesapta yazan kişinin ben oluşum ama içerik konusunda yaratıcılığın</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/aisle/</link><guid isPermaLink="false">742f5db3-e822-4fdb-b21c-f2ca4dc5708e</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Tue, 30 Aug 2016 19:58:58 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2016/08/aisle.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2016/08/aisle.jpg" alt="aisle"><p>Kitaplar koridorundaki kitaplardan biri benim hayatım.. <br>
Bu kitapta kaç bölüm olacak? Kaç ana bölüme ayırabilirim? Giriş gelişme sonuç şeklinde düz bir yazı mı? Chuck Palahniuk’unkiler gibi sonu sürprizli mi? Bilemiyorum. Belki karakterler sonunda bambaşka yerlerden birbirine bağlanacaktır.. <br>
Hala yazılıyor olması, hesapta yazan kişinin ben oluşum ama içerik konusunda yaratıcılığın elimde olmadığını hissettiğim bir kitap.</p>

<p>Kitabım kendimi bildim bileli başladı diyebilirim. Lise yıllarına denk gelen bir başlangıç, ben aslında “buyum” deyip hiç de öyle olmadığım bir başlangıç.. Ama ne olursa olsun şimdikine oranla çok azimli, güçlü ve kararlı bulurum o zamanki kişiliğimi, yaşam tarzımı ve kararlarımı.</p>

<p>İkinci kısımsa üniversite ve çeşitli iç bulanıklığı dolu aile ilişkileri, kaybettiklerimiz ve büyük acıları ana başlığında tamamen gri, şeffaf gibi ama kapkara şeffaf yıllar diyebilirim. Burada en sevdiğim şey sanırım istemeyerek de olsa “büyümek”ti. “Buyum” dediğim ve gerçekten olduğum kişiydi, güçlü değildi belki ama “yaşanmışlık”ları, “hiç yapmamış olmayı dilediği hata”ları ve “hatalardan almış olduğu ders”ler vardı.</p>

<p>Şimdiki üçüncü kısım sanki birinci kısımdaki “ben”le ikinci kısımdaki “ben”i barıştırmaya çalışan bir bölüm ve devam ediyor. Sadece kendime odaklandığım, içimdeki “ben”i, isteklerini, hayallerini anlamaya çalıştığım, elimden geldiğince desteklediğim ve hatta, Başarılarını alkışlamak, alkışlarken anne edasıyla gözümden birkaç damla yaş geleceğine inandığım bir bölüm.</p>

<p>*Mark Eliyahu – Journey çalıyordu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Roadtrip]]></title><description><![CDATA[<p>Düşünceleri; arabayla giderken hızlıca geçtiğimiz ağaçlara benzetiyorum. Tam gördüm derken kaçıyor göz hizasından, detaylarını yakalayamıyor, birbirinden ayırt edemiyorsun. Birini anlamaya çalışmak istiyorsun, kendini hazırlıyor şimdi çok iyi bakacağım derken ağacı hızla geçmiş oluyor, geri dönüp görmeye çalıştığındaysa ya başın dönüyor ya da miden bulanıyor.</p>

<p>Suçu ağaçlara atmak kolay geliyor, insanın</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/roadtrip/</link><guid isPermaLink="false">f81484cc-0534-4159-88d3-9c4f8844efcd</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Fri, 05 Aug 2016 15:43:03 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2016/08/road.jpeg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2016/08/road.jpeg" alt="Roadtrip"><p>Düşünceleri; arabayla giderken hızlıca geçtiğimiz ağaçlara benzetiyorum. Tam gördüm derken kaçıyor göz hizasından, detaylarını yakalayamıyor, birbirinden ayırt edemiyorsun. Birini anlamaya çalışmak istiyorsun, kendini hazırlıyor şimdi çok iyi bakacağım derken ağacı hızla geçmiş oluyor, geri dönüp görmeye çalıştığındaysa ya başın dönüyor ya da miden bulanıyor.</p>

<p>Suçu ağaçlara atmak kolay geliyor, insanın kapasitesi, görebilme yetisi ve çeşitli fizik kurallarının izin verdiği surette, istesen de tam olarak neye benzediklerini göremiyorsun.</p>

<p>Gözünde canlandırmayı istesen ikinci ağaç da, yüzüncü ağaç da birincisinin aynısı oluyor. Ya da aklınla hissedemiyorsun yaprakların göz alıcı rengini, gövdesinin odunsu dokusunu.</p>

<p>Oysa aracı kimin kullandığını düşünsek, eğer ki sevdiğimiz biriyse hissetmek istediklerimizi açıklasak, biraz daha yavaş gitse belki.. Biz sürüyorsak kenara çekip ağaçlardan birine dokunsak, gökyüzüne doğru ışıldayan yapraklarına baksak, gözümüzü alsa güneşle beraber..</p>

<p>Fakat her zaman yavaş gitmeye ya da durmaya vakit olamıyor hayatta. Buradaki kurtarıcım hayal gücü oluyor ve onun yakıtıysa; kitaplar, renkler, doğa, dostlar, sanat, mutluluk, hüzün ve sayamadığım binlerce nesne, sıfat ve histen oluşuyor. </p>

<p>Hayal gücünü doyurmanın yanında, ilk adımını görmeye, ilk kelimesini duymaya heyecanlanmak, elinden tutup dolaştırmaya çıkarmak gerekiyor. Ona olan sevginin ve inancının aynı yoğunluğu katlanarak sana geri dönüyor. Hayal gücünü, insanın içindeki hiç büyümeyen çocuğa benzetiyorum, büyümemizi istemeyen ama büyümemizi destekleyen..</p>

<p>*Kings of Convenience – Misread çalıyordu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[untitled questions]]></title><description><![CDATA[<p>Bol bol 'iş'te çalışıp, sadece para kazandığında, bir kışlık, bir yazlık ev bir de araba aldığında 60 - 70 yaşına geldiğinde torunlarına ne anlatacaksın?</p>

<p>"Bir keresinde işe geç kalmıştım, patron bey bana çok kızmıştı”yı mı, “Altımda bir eleman vardı, işini beğenmiyordum sürekli bağırıp çağırıyordum, ona üssünün kim olduğunu gösteriyordum”</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/untitled-questions/</link><guid isPermaLink="false">a3da0088-70c9-42b1-851a-4d62ef07b4cb</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Thu, 26 May 2016 19:33:51 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2016/05/photo-1422015347944-9dd46d16bd0c.png" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2016/05/photo-1422015347944-9dd46d16bd0c.png" alt="untitled questions"><p>Bol bol 'iş'te çalışıp, sadece para kazandığında, bir kışlık, bir yazlık ev bir de araba aldığında 60 - 70 yaşına geldiğinde torunlarına ne anlatacaksın?</p>

<p>"Bir keresinde işe geç kalmıştım, patron bey bana çok kızmıştı”yı mı, “Altımda bir eleman vardı, işini beğenmiyordum sürekli bağırıp çağırıyordum, ona üssünün kim olduğunu gösteriyordum”u mu.. 
İşten geç çıktığın için gidemediğin arkadaş toplantılarında olan komiklikleri mi, iş görüşmesi için şehir dışında olup, aileden birinin gidemediğin düğününde fotoğraf karesinde maalesef yer alamadığını  mı, torunun annesinin okuluna işten geç çıktığın için gidemediğini mi, okul gösterilerine senin değil de ananesinin katılabildiğini mi, yazlıkta çekilmiş fotoğraflar yerine kazanıp aldığın ve şu anda hiçbir manası kalmayan kıyafetler ya da eşyaların fotoğraflarını mı göstereceksin, katılman gereken şirket içi eğitim yüzünden annesinin ilk adımını göremediğini, ilk kelimesini duyamadığını mı söyleyeceksin? </p>

<p>Hayat, alınan kararlardan ibaret. Alınan kararların ise öncesinde sorulması gereken soruları var, yukarıdakiler bunlardan bir kaçı olsa gerek.. <br>
Anılarla dolu fotoğraf ve videolar mı, ruhsuz yaratılmış, manasız mal ve ürünlerle doldurulmuş ev ve hayatlar mı? Ya da daha kötüsü “ Sahte anı fotoğraf ve videolarıyla dolu, olmasını hayal ettiğin, yaşıyormuş gibi gösterdiğin geçmişi oluşturmak mı?</p>

<p>*Pablo Nouvelle - we ain't dead yet çalıyodu.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[less is more]]></title><description><![CDATA[<p>Bir kitap okumuştum sürekli yarın ölecekmişiz ya da ölebilirmişiz gibi  hissettirmişti. Açıkcası zorlanmıştım da okurken ölüm zaten nitelendiremediğim bir olay, korkmam da cabası, bilmediğimizden korkuyoruz. Bazen diyorum ki doğmayı da bilmiyorduk, o da iyi veya kötü değil sadece bilmediğimiz bir olgu.</p>

<p>Ama sonuçta bir bitiş, sonlanma durumu. Burada bildiğin hayat</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/less-is-more/</link><guid isPermaLink="false">404b7a7b-950d-49de-908c-0625b9ae3cef</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Mon, 23 May 2016 15:48:02 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2016/05/less_is_more_by_ausman101-d6ycwot.png" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2016/05/less_is_more_by_ausman101-d6ycwot.png" alt="less is more"><p>Bir kitap okumuştum sürekli yarın ölecekmişiz ya da ölebilirmişiz gibi  hissettirmişti. Açıkcası zorlanmıştım da okurken ölüm zaten nitelendiremediğim bir olay, korkmam da cabası, bilmediğimizden korkuyoruz. Bazen diyorum ki doğmayı da bilmiyorduk, o da iyi veya kötü değil sadece bilmediğimiz bir olgu.</p>

<p>Ama sonuçta bir bitiş, sonlanma durumu. Burada bildiğin hayat ve dünyadan ayrılma hali. Bugün yine boş bulduğum bir düşünce zaman diliminde hayatı son gününmüş gibi yaşadan çok, "yarın son olsaydı ne yapardım”ı düşündüm. Altınları bozdurup yettiği kadar gezerdim diye ansızın cevapladım kendimi. </p>

<p>Sanırım en samimi cevap, gelen ilk cevap oluyor.  Üzerine düşündükten sonra çevredeki tabular, olması gerekenler ve gerekliliklerin de girmesiyle belki de tamamiyle kendisinin istediği şeyler olmayan “yapmak isterdim”lerle başbaşa kalıyor insan.</p>

<p>Peki bugün hayatının geriye kalan ilk günü pozitifliği ile işe başlarsak? İşte minimalizm’e giriş benim için burada başlıyor. Hayat bize diretilmiş tabulardan öte, azla da mutlu olunabileceği, sahip olunan mallardan çok yaşanmış anıların daha değerli olduğuna inanmakla devam ediyor. Sonrasında sadece gerçekten sevdiğin eşyaları kullanarak ve giyerek yaşamak; nasıl anlatsam size, gerçekten çok beğendiğin bir tişörtünü giymek, çok beğenerek kullandığın tabaklarınla, çok sevdiğin arkadaşlarına yemek hazırlamak ve hoş sohbet eşliğinde yemek gibi.</p>

<p>Bugünlerde Minimalizm için neler yaptın derseniz; <br>
Tamamlananlar: Stresten uzak, manasız gerginliklerin olmadığı bir zaman dilimine terfi ettim, sağlıklı beslenme için araştırmalar ve denemeler yapmaya ve küçük bir bahçe oluşturmaya başladım - maydonozlar efil efil - günlük yürüyüşler, İnternet temizliği için; facebook, instagram ve emaillerin spamleri düzenlendi, followlar temizlendi. <br>
Yapılacaklar ve yapılmak istenenler: Sabah ritüeli oluşturma, meditasyon ya da yoga, spor, düzenli yazı yazma ve düzenli okuma ve tabii ki evimizin neşesi "30 day of Minimalism Challenge”- bu başka bir yazının konusu illaki-</p>

<p>*Kygo - Cloud Nine-intro çalıyordu. </p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Savunma San'atı]]></title><description><![CDATA[<p>Sonra dedim ki ne gerek vardı korna basmaya, zaten yolun hali belliydi, bir sıra halinde bekliyorduk.</p>

<p>O aslında kornaya basmıyordu, o aslında çığlık atıyordu, o kadar olmasa da bağırıyor olduğu kesindi.</p>

<p>Para uğruna yani çalışması sebebiyle diyelim, yediği bir ton laf onu bunaltmıştı belki, belki de hak etmediği ithamlarda bulunulmuştu,</p>]]></description><link>https://luinlulu.com/savunma-sanati/</link><guid isPermaLink="false">444b653c-8976-4fef-a6d8-e592f37e876e</guid><dc:creator><![CDATA[Melissa Akoğlu]]></dc:creator><pubDate>Wed, 13 Apr 2016 16:26:12 GMT</pubDate><media:content url="https://luinlulu.com/content/images/2016/04/photo-1455804368139-aa16d13c7f26.jpg" medium="image"/><content:encoded><![CDATA[<img src="https://luinlulu.com/content/images/2016/04/photo-1455804368139-aa16d13c7f26.jpg" alt="Savunma San'atı"><p>Sonra dedim ki ne gerek vardı korna basmaya, zaten yolun hali belliydi, bir sıra halinde bekliyorduk.</p>

<p>O aslında kornaya basmıyordu, o aslında çığlık atıyordu, o kadar olmasa da bağırıyor olduğu kesindi.</p>

<p>Para uğruna yani çalışması sebebiyle diyelim, yediği bir ton laf onu bunaltmıştı belki, belki de hak etmediği ithamlarda bulunulmuştu, saygısından tek kelime etmemişti, belki bir iş arkadaşı satmıştı onu, belki de onun arkasından konuşurlarken yakalamıştı ama üzüldüğünden fark etmemiş gibi yapmıştı, belki de haftalardır üzerinde çalıştığı ve oluşturduğu ürünü, bir anda değiştirme kararı almıştı üstü, belki de cumaya kadar bitirmek zorunda bırakmıştı kim bilir..</p>

<p>Her akşam düşünüyordu belki, yatmadan önce ona kalan 15 - 20 dakika süresince, uykuya dalmamaya çalışarak karar almak için elinden geleni yapıyordu, ama günün yorgunluğuna bırakıyordu kendisini..</p>

<p>Tam ne yapıyorum ben, bunlar ne uğruna, ne uğruna; annesini bir aydır göremediğini, arkadaşlarına her hafta söz verip bir türlü gidemediği cumartesi toplantılarına katılamadığını, bu hafta kesin yaptırıyorum o masajı dediği kendi kendine söz verişinin üzerinden üç ay geçtiğini ya da tabii ki hayal ettiklerimi yapacağım diye kendine söz verişinin üzerinden tam on yıl geçtiğini anlamaya çalışırken, gelen yeni mail ve direktiflerle çok da güzel bu sorulardan kurtuluyordu belki de.</p>

<p>Düşünme, tüket! Tükettiklerinin yerine yenilerini alabilmek için daha çok çalış, çok çalıştığın saatler üzerinden hayatını tüket!</p>

<p>Döngüden sakın çıkma, çıkaranmaya çalışanlara asla kulak asma, başkalarının hayallerinin çarkları ol, diğerleriyle kol kola sana ifade etmeyen şeyleri hayat meselesi yap, bunun yanlış olduğunu söyleyenlere gerekirse sert çıkış ve savun, savunurken sakın bunlar ne, nedir diye düşünme, gerekirse sert çıkış ve savun!</p>

<p>Hayal ürünü yarattığın etiketlerle kendini yerlere göklere sığdırama sakın. Trafikte beklemek zorunda kaldığın arabanın ne kadar hızlı olduğundan, içerisinde oturmaya vakit bulamadığın evinin manzarasının ne kadar güzel olduğundan, sürekli mail ve telefon trafiğiyle dolu olan süper yaz tatilinin detaylarından bahset, bilemiyorum işte. </p>

<p>Gerekirse sert çıkış ve savun bu düzeni, yararlarını aslında nasılda çok güzel olduğunu, hep yapamadıklarını yapmış gibi, belki de yapacakmış gibi anlat, en olmadı yapanları oku, hikayelerini çal ve seninmiş gibi anlat. Ne de olsa birilerinin bir yerlerdeki gerçek öyküsünden bahsediyorsun.</p>

<p>Ama asla tüketmeyi unutma, her hafta aldığın ama yiyemediğin yemekleri çöpe hızlı hızlı at, gizle kendinden bunu yaparken, haftasonu bulduğun kısa aralıkta alışveriş yapıp aldığın ama giymediğin hatta etiketini bile çıkarmadığın kıyafetlerini de içine koy çöpü atarken.</p>

<p>Sonuçta sadece kornaya basmıyordu, bahşedilen hayatın içinde yapması gerekeni yapıyordu, çünkü kornaya basarsa kesin trafik açılacaktı, açılmasa da arabası havalanıp yoldan uzaklaşacaktı, çünkü öyle demişlerdi..</p>

<ul>
<li>Yann Tiersen - La valse des monstres çalıyordu.</li>
</ul>]]></content:encoded></item></channel></rss>